Yıllardır böyle acaip şekilde doğum günü kutlamaktan nefret ettim diyebilirim. Bunun nedenini küçükken kutladığımız doğum günlerinde hep bir arabesk parçanın olması olduğunu anladım. 7. yaşımı kutlarken ferdi baba, 8. yaşımı kutlarken orhan baba, 9. yaşımı kutlarken burhan çaçan hep fonda kendini göstermiş.
Doğumgünleri bana arabesk gelmiş hep .
Tabii bu yıl biraz farklı oldu. 25+1 (yani ellinin yarısının bir fazlası) olduğundan daha olgun bir kişiliğe büründüm elbette. Bir de baktım bana en kral arkadaşlarım (barış , umut ) blog açmışlar [link] ofiste böyle gözlerimden dışarı çıkmaya çalışan aptal damlaları içeri doğru geri akıttım. (Aslında yine arabeske bağladım diyebilirim)
Ama bu güzeldir dostlar !
Eyvallah
İstanbula şu aralar sağanak şekilde buz yağmakta!Sahip
Bu havalarda çok kız düşüyorSahip
Amatörlük dünyadaki en güzel şeylerden biridir. Amatörsen şayet yaptığın şeyde hata yapman kimse tarafından sorun olmaz.
Hayat bi oyun oynamak olsa ve sürekli öldüğünde yeniden doğsan keşke. İşte o zaman hayat mükemmel olurdu çünkü herkes öle öle ölmemeyi öğrenirdi. Hata yapmadan devam ederlerdi.
O zaman hayat da aslında amatörlük yapa yapa amatörlük yapmamayı bize zorla öğretiyor.
Anonymous asked: ben salakmıyım
Salak , aptal , öküz , mal gibi direk şahsa yönelik saçmaları ilk okul bebeleri yapmakta. Benim içimdeki çocuk da ölmedi daha. Şimdi sana ne diyim ben. Benim içimdeki ilk okul çocuğunu tekrar uyandırdın. Zaten böyle de olması gerekiyor. (Sorunun cevabını vermemek için saçmalak eylemini en güzel biçimde gerçekleştirmek. )
Duştan çıktığında kaşının üzerinde zorla tutunmaya çalışan damla birden gözünün önünden yere düştü. O sıcaktan soğuğa geçişi duşakabinden çıktığında hissetti ürperdi. Aynaya baktığında yine kendini beğenmedi. Birden profiline bakmak için aynanın karşısında yan döndü. Göbeğini içine çekti ve en seksi bakışını fırlattı.
” Bende hala iş var bebeğim” dedi kendi kendine .
Islak hissetmek hoşuna gitmiyordu. Hemen havluya uzandı . Yine aynı hatayı yapmıştı , havlunun üzerine giyeceği iç çamaşırlarını koymuştu. Ellerinin ıslaklığı iç çamaşırlarına geçti ve üzerinde parmak izleri çıktı.
Günlerden mart’tı , aylardan da sanırım salıydı. Mecidiyeköy’ün en büyük ilçelerinden biri olan İstanbul’daydı evi. Hava çok sıcaktı o gün , radyoda günlük güneşlik bir hava var şemsiyelerinizi almayı unutmayın diyordu.
Son günlerde gazeteler peynire gelen zammı manşetlere taşıyorlardı. Yine moralinin bozulacağını bile bile gazeteye şöyle bir baktı. Bugün peynirde merkez bankasının müdahalesiyle indirime gidildiğinden bahsediliyordu. Özellikle Ezine peynirine büyük ilginin olduğunu ve yabancı yatırımcıların bu konuda görüş bildirdiklerini yazıyordu.
Aklından şarküteriye ne zaman gideceğini kararlaştırdı. Peynire gelen zamlara zaten anlam veremiyordu. Kendini bilmez bir genetikçinin yaptığı araştırmadan çıkan sonuca göre peynir herşeye iyi geliyormuş. Hatta son günlerde bir kalıp peynirle 500 km giden arabayı yapan mühendis petrol şirketlerinden büyük tehtidler aldığını söyledi .
Bunları kafasından geçirirken evden çıkmıştı ve yağmurda yürümeye başladı. Son zamanlarda bu hava tahmini işini artık iyice iyi yapmaya başlamışlardı. Tam da radyoda dinlediği gibiydi hava.
Hafif ıslandıktan sonra kaşının üzerinde yalpalayarak duran su damlası kendini sonsuzluğa bıraktı ve yerdeki su birikintisine düştü. Her şey yeniden başlıyordu.
DEJAVU !